Altyapı projeleri için piyasa koşullarının önem taşıdığını belirten TMB Başkanı Yenigün, küresel likidite koşullarında önümüzdeki dönem için öngörülen daralmalar, jeopolitik riskler, döviz kurlarının yüksek seyri ve faiz tarafındaki gelişmelerin bu yatırımlar için risk unsuru olduğunu bildirdi.

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Mithat Yenigün, inşaat sektörünün son dönemde kaydettiği büyümede özel sektör yatırımlarının yanı sıra büyük ölçekli altyapı projelerinin de etkili olduğunu belirterek, “Önümüzdeki dönemde kamu yatırımları ile kentsel dönüşüm sürecinin inşaat sektöründe büyüme ivmesini desteklemeye devam edeceği öngörülüyor.” dedi.

2017 yılını değerlendiren ve gelecek yıla ilişkin öngörülerini açıklayan Yenigün, uzun süredir iç talep ve tüketim ağırlıklı büyüyen ekonomiye bu dönemde net ihracat ve yatırım kalemlerinin de olumlu katkı sağladığını kaydetti.

Yenigün, TÜİK tarafından yeni hesaplama yöntemi ile açıklanan büyüme verileri içinde kamu ve özel sektör inşaat yatırımları ayrımının kaldırılması nedeniyle dönemsel bazda detaylı bir karşılaştırma yapılamadığını aktararak, “Ancak yılın ikinci çeyreğinden itibaren büyümede kamu harcamalarının yerini yatırımların aldığı gözlenmektedir. Son açıklanan verilere göre, inşaat yatırımları 2017’nin ilk çeyreğinde yüzde 13,3, ikinci çeyreğinde yüzde 22,5, üçüncü çeyrekte yüzde 12 artış gösterdi.” diye konuştu.

Sektörün son dönemde kaydettiği büyümede özel sektör yatırımlarının yanı sıra büyük ölçekli altyapı projelerinin de etkili olduğunu vurgulayan Yenigün, “Önümüzdeki dönemde kamu yatırımları ile kentsel dönüşüm sürecinin inşaat sektöründe büyüme ivmesini desteklemeye devam edeceği öngörülüyor. Diğer yandan, yüksek finansman gereksinimi bulunan altyapı projelerinin seyri açısından piyasa koşulları önem taşıyor. Küresel likidite koşullarında önümüzdeki dönem için öngörülen daralmalar, jeopolitik risklerde artış eğilimi, döviz kurlarının yüksek seyri ve faiz tarafındaki gelişmeler inşaat yatırımları üzerindeki risk unsurlarını artırıyor.” ifadelerini kullandı.

“Sektörü desteklemeye yönelik uygulamalara devam edilmesi önemli”

Mithat Yenigün, sektöre ilişkin yatırım fırsatları ve finansman riskleri birlikte değerlendirildiğinde, inşaat sektöründeki büyümenin gelecek dönemde genel ekonomik performansın üzerinde seyredebileceğini ifade etti.

Yenigün, büyük ölçekli altyapı ve ulaştırma projelerinin konut faaliyetlerine olumlu yansıdığını ifade ederek, “Türkiye’de toplam inşaat sektörü üretiminin yarısından fazlasını oluşturan konut üretiminde de ivme geçen dönemde hızlanırken, bina inşaatı alt segmentinin toplam inşaat faaliyetlerindeki payı arttı. Hızlı kentleşme paralelinde yeni yerleşim alanlarının gelişmesi ve kentsel dönüşüm gibi etki alanı oldukça geniş projeler, konut segmentinde faaliyetin önemli oranda artmasına sebep oldu.” şeklinde konuştu.

Mevcut ekonomik konjonktür, gayrimenkul stoku ve ekonomik beklentiler dikkate alındığında, sektörü desteklemeye yönelik uygulamalara devam edilmesinin önemine işaret eden Yenigün, şunları kaydetti:

“Genel konjonktürden ve özellikle ana pazarlardaki gelişmelerden en ağır etkilenen sektörlerden biri olan yurt dışı müteahhitlik sektörü tarafında ise Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, 2017 yılının ilk 11 ayında yurt dışında 11,6 milyar dolar değerinde 175 yeni proje üstlenildi. 2017 yılında üstlenilen projelerin ülkelere göre dağılımında ilk 5 ülke Tanzanya (yüzde 21,9), Rusya (yüzde 13,3), Suudi Arabistan (yüzde 11,1), Irak (yüzde 8,2) ve Cezayir (yüzde 6,5) oldu. Türk müteahhitlik firmalarınca 1972’den 2017 Kasım sonuna kadar 119 ülkede üstlenilen 9 bin 173 projenin toplam bedeli ise 350,9 milyar dolara ulaştı. Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin başladığı tarihten bu yana üstlenilen projelerin ülkelere göre dağılımında ilk 5 ülke Rusya, Türkmenistan, Libya, Irak ve Kazakistan oldu.”

“Türkiye’yi Çin, Malezya ve Hindistan ekonomileri takip etti”

TMB Başkanı Yenigün, geçen yıl ekonomik aktivitenin içinden geçtiği zorlu sürecin ardından iç talebi destekleyici yönde hayata geçirilen uygulamalar sonucu iç tüketimde gözlenen canlanmanın ve kamu tedbirlerinin büyüme performansını olumlu etkilemeye devam ettiğini söyledi.

Yenigün, şöyle devam etti:

“Yılın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi dünya ekonomileri arasında en hızlı büyüyen ekonomi oldu. Türkiye’yi Çin, Malezya ve Hindistan ekonomileri takip etti. Geçen yılın üçüncü çeyreğindeki düşük baz etkisinin büyümenin çift haneli seviyelere çıkmasında etkili olduğu belirtiliyor. Yılın son çeyreğinde büyümenin üçüncü çeyrekteki performansına göre bir miktar ivme kaybı görebilecek olmasına karşılık olumlu seyrini sürdüreceği, bu çerçevede 2017 yılında toplam büyümenin yüzde 6,50-7,50 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor.”

Son dönemde ekonomik büyümeye paralel istihdamda da kademeli artış gözlendiğini kaydeden Yenigün, “İş gücü göstergelerindeki göreceli toparlanma, ekonomi yönetimi tarafından alınmakta olan tedbirlerin istihdamı desteklediğine işaret eder nitelikte. Ayrıca, son dönemde beklenenin üzerinde artış gösteren sanayi üretimi gibi öncü göstergeler ekonominin genel performansına ilişkin olumlu sinyaller sunuyor. Bu sinyaller, Türkiye ekonomisine yönelik risk algısındaki artışı sınırlıyor.” şeklinde konuştu.

Ekonomik büyüme hızlanırken cari açık ile bütçe açığının artması ve enflasyondaki yükseliş trendinin sürdürülebilirlik bakımından soru işaretlerine yol açtığını belirten Yenigün, Türkiye ekonomisinde halihazırda düşük olan tasarruf oranı dikkate alındığında, kredi genişlemesine dayalı bir büyüme performansının bütçe üzerinde baskı oluşturmadan sürdürülmesinin zor olacağını vurguladı.

“Kapsamlı bir orta vadeli perspektif oluşturulmalı”

Mithat Yenigün, mevcut büyüme-yatırım-bütçe ve cari açık kompozisyonun, ekonominin 2018 yılı performansında da belirleyici olacağına işaret ederek, şunları kaydetti:

“Küresel ekonominin 2018 yılındaki seyrinde de jeopolitik riskler belirleyici olacağından, başat risk merkezlerinin ortasında yer alan Türkiye açısından piyasa koşulları zorlayıcı olabilecek. Ayrıca, 2018 yılında ABD Merkez Bankası (Fed) başta olmak üzere tüm gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz artışı döngüsünde olacakları bir ortam, fon akımına mutlak ihtiyaç duyan gelişmekte olan ekonomiler için potansiyel negatif bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Son dönemde gerilimin kimi zaman tırmandığı Türkiye-ABD ve Türkiye-AB diplomatik ilişkileri ile yurt içinde izlenen diğer politik ve ekonomik gelişmeler, piyasa dinamikleri üzerinde belirleyici olmayı sürdürecek.”

Yenigün, uzun vadede, dönemsel büyümenin ötesinde sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak, büyüme kompozisyonunu iyileştirmek, büyüme dinamiklerini desteklerken ekonomik kırılganlıkları kontrol altına alabilmek, mali disiplin çapasını kaybetmeden ilerleyebilmek adına, kapsamlı bir orta vadeli perspektif oluşturulması ve kararlılıkla uygulanması gerektiğini söyledi.

Küresel risk iştahının gelecek dönemde düşmesi beklendiği için hem bütçe açıklarının yeniden kontrol altına alınması hem de özel sektöre ait dış borçların disipline edilmesi gerektiğini belirten Yenigün, “Kısa vadeli sermaye hareketleri dışında, uzun vadeli doğrudan yatırımı artıracak, bir başka deyişle üretim, ihracat, istihdam açısından da ekonomiyi destekleyecek bir ortamın sağlanması adına, yatırım ortamının iyileştirilmesi gerektiği dile getiriliyor. Belirsizliklerin böylesi yüksek olduğu bir dönemde ülkenin kalkınma potansiyelini iyileştirmek, ekonomik büyümeyi sürdürülebilir kılmak üzere atılacak etkin adımlar hayati önem taşıyor.” diye konuştu.