Nef’in patronu Erden Timur, ‘En zengin 100 Türk’ listesinin en genç üyelerinden oldu, 6 yıl önce kurduğu şirketle liderlik koltuğuna oturdu. ‘Ne kazandıysak ‘maneviyatla’ yaptık, ne yaptıksa aşk için yaptık’ diyen Timur’un bir de önerisi var: Artık tanzimat kompleksimizden kurtulalım, kapitalizmin ‘2.0’ını konuşalım.

Erden Timur, 34 yaşında genç bir patron. En zengin 100 Türk listesine erken giriş yapanlardan. Bu hatırı sayılır serveti, 6 yıllık mazisi olan kendisi gibi genç şirketiyle elde etti. Çünkü Nef, kurulduğu günden bu yana o bildiğimiz eski, köklü gayrimenkul firmalarına kafa tutuyor. Hatta 4’üncü yılından itibaren de sektör liderliğini ele geçirdi. Geçen yılki satışı 1.3 milyar lira.

Bu tabloyu görünce kafanızda genç, hırslı, başarı ateşiyle yanan, para kazanma hevesiyle tutuşan bir patron profili canlanmasın. Evet genç ve başarılı bir liderden söz ediyoruz ama Erden Timur, para için değil kendi deyimiyle ‘dava’ icin çalışıyor. Dava ne mi? Timur’un davası başkalarına yardım etmek. Nef’in kuruluşundan bu yana tüm dağıtılabilir kârı toplumsal işlere verilmiş. Erden Timur, “Biz bugüne kadar ne kazandıysak, ‘maneviyatla’ yaptık. Tüm o bilinen iş modelleri bir yana aşk ile değil, aşk için çalıştık” diyor.

Kazancı vakıf belirleyecek

Yeni bir de vakıf kurduklarını anlatan Timur, “Artık şirketimizde çalışan herkesin 2 şapkası olacak. Şirket kazandığının bir kısmını vakfa aktarmayacak aksine vakıf, projeler için ne kadar para kazanılması gerektiğini belirleyecek. Biz bu amaç doğrultusunda çalışacağız” diyor. Nef tüm servetini vakıflara bağışlayan Bill Gates örneğini de hatırlatarak, “65 yaşında bu maneviyatı yaşayan Bill Gates 30’undan itibaren aynı heyecan aynı motivasyonla çalışsaydı belki bunun 100 katı daha başarılı olurdu” diyor.

Nasıl oldu gayrimenkul sektörüne girişiniz?
Ben listeyi Tarsus Amerikan’da okudum.Daha sonra hukuk fakültesine devam ettim. Onun sonrasında ekonomi mastırı yapmak için Londra’ya gitmiştim ki, babam rahatsızlandı. Geçici olarak geri döndüm. Tabi ben geçici zannediyordum ancak o gün bugündür buradayım. Aslında bu bizim aile işimiz değil. Gayrimenkulle olan tek ilişkimiz arsa sahipliğiydi. Bir arazimizi mütahite vermiştik. O da işi tamamlamayınca iş başa düştü. Ben bu projenin sadece vizyon kısmıyla ilgilenecek, sonra da Londra’ya dönecektim ama olmadı. Mersin’de ilk yaptığım proje çok başarılı olunca ‘ben de bu konuda yetenek var, devam edeyim’ dedim. Sonra İstanbul’a gelip kendi şirketini kurmaya karar verdim. 27-28 yaşlarında da İstanbul’a gelip Nef’in temellerini attım. Aslında hedefim başbakan olmaktı.

Hayalim toplumsal işlerdi

Başbakanlık hayali niye?
Benim hayalimde sadece toplumsal işler yapmak vardı. Toplumsal bir iş yapmaktaki amacım ise hayata geliş amacımı gerçekleştirmekti. “Kendime niçin dünyaya geldik” diye soruyordum ve mutlaka bize Yaradan’ın verdiği bir görev var diyordum. Velhasıl bunların hepsinin başlangıcında ‘başkası odaklı olmak’ var. Bizim gençlik yıllarımızda para odaklı olmak demode olmuştu. Herkes başarı odaklıydı. Halbuki ikisi de nefisle ilgili. İnsanı asıl mutlu eden şey ne para ne başarı.

Başkaları için harcadığımız para daha çok mutlu eder

İnsanı mutlu eden nedir peki?
Stanford’da 400 kişi üzerinde bir deney yapıyorlar. Bu kişilere hayatları boyunca bir günde harcadıkları paranın iki katını verip kendileri için harcamasına istiyorlar. Ertesi gün yine aynı insanlara aynı miktarda para verip, bu kez parayı başkaları için harcamalarını istiyorlar. Bu deneyin sonucunda deneklerin yüzde 99’u parayı başkaları için harcadığında çok daha mutlu oluyor.

İlk 3 ayda satışlarımız katlandı

Sektör 2016’yı nasıl geçirir, Nef’in ilk çeyreği nasıldı?
Bizim ilk 3 ay geçen yılki ilk 3 ayın neredeyse 2 katı. Bu beklediğimiz bir şey değildi. Şehir merkezinde, iyi lokasyonda bir iş yaptığınızda konjonktürden çok etkilenmiyorsunuz. ilk 3 ayın toplam konut satışına baktığımızda da benzer ramkamlar var. 2016 nasıl geçer diye baktığımızda ise, durum iç siyaset ve konjonktürle alakalı olacak diye düşünüyorum. O yüzden 2016’yı temkinli görmek gerekiyor. Orta vadede ise Türkiye’nin önü çok açık. Böyle dönemlerde biraz ihtiyatlı olmak, diğer yandan fırsatları da değerlendirmek lazım.

Maliyetler artıyor. Sizin kâr oranınız ne kadar düştü peki son 3-4 yılda?
Sektörün kar oranı yüzde 30-35 düştü. Buna KDV değişikliğini de eklersek rakam daha da artar. Sonuçta cironuzun yüzde 18’ini KDV olarak devlete veriyorsunuz. Artık çok daha sıkı bir rekabet var.

‘Tanzimat’ kompleksinden kurtulamadık

Ben daha önce hiç ‘aşk için, dava için çalışan’ bir şirket görmedim..
Biz hep taklit ettik ve tanzimat kompleksiyle hareket ettik. Panellere gidiyorsunuz, işadamlarının dilinde hep İngilizce’den çeviri, popüler söylemler. Derdimizi bile kendi gönül kavramlarımızla konuşamıyoruz. Yunus diyor ki; ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. O yüzden dava için, aşk için çalışmaya yeni bir model de denebilir.

Muazzam bir buluşa imza attık, ABD’den dünyaya yayılacak

New York 5. Cadde’de Empire State’e komşu bir gökdelen projeniz var. İlk yurtdışı projesi için oldukça iddialı bir seçim. Neden New York?
Dünyada mülkiyet kavramını farklılaştırmak üzerine geliştirdiğimiz ancak henüz anlatmadığımız yeni bir modelimiz var. New York bunun için dama taşı. Bu muazzam bir buluş ve bunu ilk Amerika’da uygulamak ve Amerika’dan dünyaya yaymak istiyoruz. Napolyon’un bir sözü var, “zeka cüretten ibarettir” diye. Aslında biz orada hiç olmayan bir şey yaptığımız için, Amerikalılar bizden bunu talep ediyor.

Yine sizin ürettiğiniz Foldhome konsepti gibi yeni bir konseptten mi bahsediyorsunuz? Bunun için patent başvurusu yaptınız mı?
Şimdilik sadece ‘mülkiyet algısıyla ilgili farklı bir sistem’ diyebilirim. Bizim Nef olarak ‘nefes almak herkesin hakkı’ diye bir sloganımız var. Uber’in başarısının altında yatan “sınırlandırılmış lüksü özgürleştirmek’. Biz de Nef olarak hep lüksü özgürleştirme fikrinden yola çıkıyoruz. Bu yeni sistemi de ‘daha insana göre bir kavram’ diye nitelendirebilirim. Bununla ilgili patent başvurusunu da yaptık.

Haziranda Bodrum’da satışa başlıyoruz

Peki sırada hangi projeler var?
Önümüzdeki dönemde Bodrum’da, Gündoğan’la Yalıkavak arasında bir projemiz olacak. Önümüzdeki ay bu projenin satışına başlarız. İstanbul’da Bahçelievler’de bir projemiz var. Eylül’de onun yanına bir proje daha koymak istiyoruz. Tabii İstanbul’da anlaşmasını yapmak üzere olduğumuz başka araziler de var.

Arsa fiyatında İstanbul’dan daha pahalı metropol yok

Türkiye’nin sosyal konuta ihtiyacı var. Daha uygun fiyata ev satmak, sosyal sorumluluk adına yapılacak en faydalı iş olmaz mı?
Biz 1 kişiye 40-50 bin TL fayda sağlamak yerine, o sıırlı kaynakla çok daha sürdürülebilir bir etki yaratmanın peşindeyiz. Konut fiyatını indirmenin çok sınırlı etkisi var. Uygun fiyatlı konut üretilememesinin tek sebebi İstanbul’daki arsanın dünyanın en pahalı arsası olması. Proje için görüştüğüm bir sürü metopol var. Toplam ciroya oranına baktığınızda en pahalısı İstanbul.

Nef’te herkesin iki şapkası birden var

Yine konu dönüp dolaşıp kapitalizme mi geliyor… Bu aralar çokça kapitalizm eleştirisi duyar olduk…
Bu kadar ölüm ve acıya bakınca geldiğimiz nokta artık ortada. Dünyanın artık kapitalizmin 2.0’ını tartışması lazım. Böyle bir kavram var mı yok mu bilmiyorum ama artık kapitalizmin başka bir safhaya geçmesi gerekiyor.

Nasıl bir safha bu peki?
Yönetim kurulları yine kârlılığı, verimliliği konuşsun ama masada ‘biz bu parayı kazandık ama nasıl paylaşacağız, nasıl bir toplumsal fayda sağlayacağız’ konusu da olmalı.

Bunun için şirketlerin vakıfları var… Hatta son yıllarda dünyanın en zenginlerinin tüm servetlerini bu vakıflara bağışladığını gördük.. Bu yeterli değil mi sizce?
Bill Gates’in yaptıkları dünyaya çok güzel örnek oldu. Ben de diyorum ki; evet şirketler bir taraftan para kazanıp diğer yanda bir vakıf kurup bu kazanılan paranın bir kısmını burada değerlendiriyorlar. 65 yaşında bu maneviyatı yaşayan Bill Gates 30’undan itibaren aynı motivasyonla çalışsaydı belki bunun 100 katı başarılı olurdu.

Siz de kısa süre önce Nef Vakfı’nı kurdunuz. Sizde işler nasıl yürüyor?
Biz şimdiye kadar dağıtılabilir kârın hepsini toplumsal işlere verdik. Şimdi bir vakfımız var. Bu şirketi büyütenler, bu parayı kazananlar çok değerli çalışanlar. Bu değerleri toplum için de yaratabilirler. Bu bakışla Nef’te artık herkesin iki şapkası var. Birinci şapka mevcut işlerle, ikinci şapka ise sosyal işlerle ilgili. Nasıl ki şirketin 5 yılını konuşuyorsak, sosyal işlerin de 5 yılını konuşuyoruz.

Bizi ‘maneviyat’ sektör lideri yaptı

‘Bill Gates bu maneviyatı 30’unda yaşasaydı…’ iddialı bir söylem. Neyi kastediyorsunuz tam olarak?
Tabi aslında bunu bilemeyiz. Belki de 30’undan bu yana yaşıyor. Benim demek istediğim şu; manevi amaçlar için çalışmak insana her türlü gücü veriyor. Aslında bizim mazotumuz, nefs motivasyonu ya da başarılı olmak değil. Araba aslında dizel ama biz çalışması için su veriyoruz. Burada yanlış bir yorum var. Halbuki insanın motoru maneviyatla, aşkla çalışıyor.

Başarınızın sırrı bu mu?
Gayrimenkulde son iki yıldır ciro bazında sektör lideriyiz. Geçen sene 1.3 milyarlık satış yaptık. Türkiye’de ilk 500 şirket arasına girdik. Evet bu maneviyat, beş senede sıfırdan kurulan şirketi sektör lideri de yaptırıyor. İnsanı en zenginler listesine de sokuyor. Dünyanın en büyük firmaları sana ortaklık da teklif ediyor. Ben bu konu açılınca hep Seyit Onbaşı örneğini veririm. Çanakkale’de savaşan Seyit Onbaşı 215 kiloluk top mermilerini sırtlayarak cepheye yetiştiriyor. Daha sonra ‘tekrar kaldır, resim çekelim’ dediklerinde kaldıramıyor. Ona hesabına keş 10 milyon dolar yatırıyoruz deseler yine kaldıramazdı. Çünkü bu tamamen maneviyatla ilgili. Bir şeyi dava için yapanla kendi için yapan eşit olamaz ki.

Aldığını vereceksin…

Nef de nefesten geliyor galiba…
Hayatta ilk aldığın şey son verdiğin şey nefes. Bizim şirketin ismi de oradan geliyor. Aldığın her şeyi geri vereceksin, bunun başka yolu yok. Benim amacım 1 milyon insana dokunmaktı. Nef hızlı büyüyünce ‘10 milyon insana dokunalım’ dedik.

O kadar iş teklifi romantiğiz diye gelmiyor

İçinde tasavvufun da olduğu, doğu tipi bir iş modelinden söz ediyor gibisiniz…
Benim öyle bir iddiam yok ama yeni bir iş modeli de olabilir. Yaygınlaşsın evet ama işin özü modelleşmemesi aslında. Evrensel maneviyata baktığınızda Doğu veya Batı yok. Biri bilimi çok ön plana çıkarıyor. Diğeri her şeyi kabul ediyor ama bunu maneviyatla bütünlüyor. Biri bilimsel, diğeri daha romantik gibi algılanıyor ama bilimle maneviyat birbirine aykırı değil. Biz şirkette çok yoğun matematik, istatistik kullanırız. Uluslararası firmaların bizi bu kadar çok beğenmesinin sebebi de bu zaten. Kimse bize ‘Ne güzel romantiksin gel iş yapalım’ demiyor.

Akşam