Zemin Mekaniği ve Geoteknik Mühendisliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Feyza Çinicioğlu, Türkiye’nin zemin algısını ve yapılaşmada geoteknik disiplinin önemiyle ilgili sorularımızı yanıtladı…

Temelleri İstanbul’da atılan bir bilim olan zemin mekaniği ve geoteknik mühendisliği hakkında bilgi verir misiniz?

Büyük altyapı ve üstyapı projeleri, zeminle yoğun etkileşim içinde olmalıdır. Bu da zemin davranışını iyi bilme, bilgiyi de sistematiğe dökme ihtiyacını doğurur. İhtiyacın farkına varan ilk isim, zemin mekaniğinin babası olarak adlandırılan Kari von Terzaghi’dir. Terzaghi, 1915-1918 yıllan arasında İstanbul Teknik Üniversitesi nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1918-1925 arasında da Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yaptı. Zemin mekaniğinin bilimsel bir disiplin olarak evrensel ölçekte kabul edilmesini sağlayan temel ilke ve kurallar bu dönemde oluşturulduğu için İstanbul, bu bilimin doğum yeri oldu. Zemin mekaniği ve geoteknik mühendisliğinde esas olan; zeminin yapı yüklerinin etkisi altında ve yapıyla birlikte nasıl davranacağmı öngörmek, hesaplamak ve olası sorunları önleyecek çareleri bulmaktır. Bu yüzden de zemin mekaniği ve geoteknik mühendisliği, inşaat mühendisliğinin olmazsa olmazıdır.

“BU YAŞAM KALİTESİNE ERİŞEMEZDİK”

Zemin davranışının araştırılması ve sayısallaştırılması, genel yaşam kalitesine ve güvenliğine ne gibi katkılar sağlıyor?

Geoteknik mühendisliğinin yarattığı birikim olmasaydı; inşa ettiğimiz yapılan ortaya koyamaz, altyapı projelerini bugünkü seviyede gerçekleştiremez, sahip olduğumuz yaşam kalitesine ve güvenliğine ulaşamazdık. İnşaat mühendisliği, eylem odaklı bir meslek dalıdır. Hayatı daha yaşanabilir bir hale getirir, medeniyeti büyütür, ilerleyen endüstri ve teknolojinin içine yerleşeceği ortamları hazırlar. İşte bu noktada inşaat mühendisleri, yüklendikleri görevi ayaklarım sağlam zemine basarak yerine getirmek durumundadır. Ancak şunu da belirtmek gerekir; zemin mühendisliği bir bilim olma özelliğinin yanı sıra, aynı zamanda bir sanat dalıdır. Çünkü zemin son derece değişken bir malzemedir. Dolayısıyla elde edilen birikimin, zemin mühendisliğindeki önemi büyüktür.

ARTAN NÜFUS, ZEMİNİ DE ETKİLİYOR

Türkiye farklı zemin yapılarının yer aldığı, depreme açık bir coğrafya. Bu çeşitliliğe göre, hangi zeminlerde ne gibi tedbirler alınmalı ve nelere dikkat edilmelidir?

Ülkemizin neredeyse vüzde 96’sı farklı derecelerde deprem tehdidi altında bulunuyor. Hızlı artan bir nüfusa sahibiz; kaynaklarımız tükeniyor, ekilebilir araziler ve ormanlar azalıyor, zemin bozuluyor. Dolayısıyla hangi tür zeminlerde ne tür inşaat tekniklerinin uygulanacağına doğru karar verilmesi büyük önem taşıyor.

Şev duraylığının sorunlu olduğu araziler, yüksek dayanımlı gibi görünse de yatay denge sorunludur. Bu tür zeminlerde sık rastlanan “su taşıyan kum mercekleri”, göçmeye sebep olabilir. Dolayısıyla tabakalanmaların, su taşıyan oluşumların çok iyi tespit edilip drenaj yapılması şarttır. Öte yandan yumuşak zeminler çok çabuk defomasyona uğrar, yük taşıma yetenekleri ise sınırlıdır. Bu tür zeminlerde yapılacak uygulamalardan önce çok ince hesaplamalar ve deplasman araştırmaları gerçekleştirilmelidir. Önemli olan, tüm yapının ve zeminin, uygulanacak olan her türlü yöntemin özellikleri ve etkileşim biçimleri dikkate alınarak değerlendirilmesi, böylece en uygun çözüme ulaşılmasıdır.

Kentsel dönüşüm projeleri, çarpık kentleşmeye karşı büyük bir mücadeleye önayak oldu. Ancak halen, usulsüz inşa edilmiş çok sayıda yapı bulunuyor. Güvenliği tehdit eden bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Kentsel dönüşümün ana hedeflerinden biri de sağlıksız ve güvensiz yapıların, deprem tehdidine karşı daha güvenli yapılarla değiştirilmesidir. Bir deprem veya afet durumunda binaların sağlamlığının birincil derecede önemli olduğu muhakkaktır.

Bir diğer konu ise süreci; şehirlerin doğasını, tarihini, altyapısını ve bize sunduklarını yıpratmadan ilerletebilmektir. Söz konusu sürecin çok kısa sürede tamamlanmasını beklememek gerekir. Böyle bir acele, amacın kendisine zarar verir. Kaliteli bir tasarımla, teknolojinin sunduğu imkanlardan yararlanarak, şehre çok yönlü ve bilinçli çözümler getirerek inşaat yapmak; sadece daha güvenli değil aynı zamanda daha modern ve yaşanabilir bir kent yaratmanın temel hedeflerinden olmalıdır.

Toplumsal bilinç anlamında bulunduğumuz nokta hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Geoteknik mühendisliği toplumun genel yaşam düzeyini ve güvenliğini çok yalandan ilgilendiren, özel bir eğitim ve ihtisaslaşma gerektiren bir bilimsel disiplindir. Geoteknik mühendisliğinin inşaat mühendisliğinin uzmanlık alanı olduğu; dünya çapında kabul edilmiş bir olgudur. Avrupa Birliği normlarında geoteknik mühendisi; bu alanda özel ihtisasa sahip inşaat mühendisidir. Uzman bir inşaat mühendisi geoteknik etüt kapsamında jeoloji, jeofizik, bazen de kimya mühendisinin yapacağı nicelemelere ihtiyaç duyar. Büyük yatırımlar yapan önemli kuruluşlar, çalışmalarını bu anlayışla planlar. Eğer her kuruluşta, her ölçekte doğru uygulamaların yapılmasını gerektiren bir mevzuat oluştıırulabilirse; o zaman konuyla ilgili anlayışımızda, projelerin doğru uygulanmasını sağlamada ve denetlemede önemli mesafeler kaydedilecektir.

Sabah