Türkiye bir süredir ‘faiz’ konusunda derin bir tartışma içinde. Siyasilerin Merkez Bankası ve Başkan Erdem Başçı’ya yönelik ‘faizi yeteri kadar düşürmüyor’ eleştirileriyle başlayan tartışma son bir ayda dolar kurunda tırmanışa neden oldu.
Döviz kurlarındaki artışın tek nedeni bu değilse bile Merkez Bankası’nın bağımsızlığına müdahale olarak ortaya çıkan algı yükselişin lokomotifi oldu. Peki ama reel sektör dolayısıyla vatandaş sadece faizin yüksekliğinden mi zarar görüyor? Büyümenin genişlemenin önündeki en tek engel faizler mi? Rakamlar kurdaki yükselişin reel sektörün canını fazlasıyla yaktığını net bir biçimde ortaya koyuyor.
Türkiye’de 2.5 yıl önce dolar 1.79 TL’den işlem görüyordu. Eylül 2012’de bankaların yabancı para cinsinden kullandırdığı 111 milyar dolarlık kredinin yaklaşık yüzde 10’u yani 11.1 milyar doları inşaat sektörüne aitti. Normal şartlarda faiz ve parasal genişleme hesaba katılsa bugün itibariyle inşaat sektörünün dolar cinsinden kredi borcu yaklaşık 5 milyar dolarlık artış gösterecek ve 16 milyar dolara yükselecekti. Diğer bir değişle kur 1.79 TL civarında kalsa inşaat sektörü 16 milyar dolar karşılığında yaklaşık 29 milyon TL’lik bir borç yükü ile karşı karşıya kalacaktı. Bugün itibariyle dolar kuru 2.47 civarından işlem görüyor. Bunun anlamı 16 milyar dolarlık borç yaklaşık 40 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Yani sadece 2.5 yılda alınan krediler nedeniyle inşaatçının sırtına ekstradan bir 11 milyar TL bindi. Aradan geçen 2.5 yılda inşaatçıların döviz cinsinden aldığı krediler de azalmadı arttı. 16 milyar dolardan 21 milyar dolara çıktı. Bu 5 milyar dolarlık artış 1.79 yerine 2.47’lik kur farkı nedeniyle inşaatçıya fazladan 3.4 milyar TL’lik bir maliyet yükledi. Özetle sadece 2.5 yılda kurdaki yüzde yüzde 38’lik artış inşaatçıya nereden baksanız fazladan 15 milyar TL’lik ağır bir fatura çıkardı.

VATANDAŞA DA FATURA
Bu faturanın sadece inşaatçının sırtında kalmadığını tahmin etmek güç değil. İnşaatçı dolar kurundaki bu artış nedeniyle üstlendiği bu yükü azaltmak için iki şey yapmış olabilir. Biricisi kâr marjını düşürmek zorunda kalmıştır. İkincisi fiyat artışına gitmek. Sektör temsilcileri kâr marjlarının 2.5 yıl önceye göre ciddi azaldığını her fırsatta söylüyor. Konut fiyatlarının nasıl tırmandığı ise herkesin malumu. 15 milyar TL ister inşaatçının ister konut alanların cebinden çıkmış olsun. Neticede vatandaşın cebinden çıktığı bir gerçek.

ORTALAMA 100 METRE KARE MALİYETİ 60 BİN TL
İnşaat maliyet bedelleri, 27 Ağustos 2014 tarihinde 29101 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Emlak vergisi kanunu genel tebliği ile açıklandı. Buna göre basit inşaat olarak inşa edilecek arsa hariç 100 metrekare bir konutun inşaat maliyeti 36 bin TL olarak karşımıza çıkıyor. İkinci sınıf bir inşaatta 100 m2’lık bir konutun maliyeti ise 55 bin TL. Hesaplamaya; asansör, kalorifer veya klima tesisat bedelleri dahil edilmemiş. Onları da yüzde 10 kabul edersek Türkiye genelinde 2. sınıf bir inşaatta 100 m2’lik bir konutun maliyeti için 60 bin TL dememiz yanlış olmayacak. O zaman kurdaki artışın nasıl canımızı yaktığını son bir not ile ortaya koyalım. 2.5 yılda inşaat sektörüne yük olarak binen bu 15 milyar TL yine inşaat sektörü tarafından kullanılabilseyi Türkiye ortalamasında tanesi 60 bin TL’den yaklaşık 250 bin konut daha yapılabilecekti. Ne sel, ne deprem ne de başka bir afet. 250 bin konutu kur felaketi götürdü!

Hürriyet